Kanserli Çocuklara Umut Vakfı (KAÇUV)
TR EN

Çocukluk Çağı Kanserinde Sağlık Kaybının Yası 

Bir çocuğun tanı alması, yalnızca tıbbi bir durum anlamına gelmez. Tanıyla birlikte çocuğun ve ailesinin günlük yaşamı, alışkanlıkları, gelecek planları ve aile içindeki roller de değişebilir. Okula gitmek, arkadaşlarla zaman geçirmek, birlikte yapılan etkinliklere katılmak ya da geleceğe dair planlar yapmak tedavi süreciyle birlikte zorlaşabilir. Bu nedenle kanser tanısı, aile için yaşamın önceki haline ilişkin bazı kayıplarla karşılaşmayı da beraberinde getirir. 

Geleneksel olarak yas, çoğunlukla kaybın ardından yaşanan bir süreç olarak bilinir. Ancak kişinin önem verdiği bir durumun, yaşam biçiminin veya geleceğe ilişkin beklentilerinin değişmesi de yas benzeri tepkilere yol açar. Çocukluk çağı kanserinde ebeveynler, tanı öncesindeki ‘sağlıklı çocuk’ imgesinin kaybını yaşayabilir. Çocuğun önceki dönemlere göre daha sınırlı hareket etmesi, okuldan uzak kalması, sosyal yaşamının değişmesi veya bedeninde meydana gelen değişiklikler hem çocuk hem de aile için birer kayıp anlamına gelebilir. 

Bu süreçte üzüntü, öfke, korku, çaresizlik, suçluluk ya da zaman zaman hiçbir şey yapmak istememe gibi duygular ortaya çıkabilir. Yapılan çalışmalar, çocukları tanı alan ebeveynlerde zorlukların artabildiğini ve kanser deneyiminin aile işlevleri üzerinde önemli etkiler yarattığını gösterir (Pai et al., 2007). Bu tepkiler her zaman bir psikolojik bozukluğa işaret etmez; önemli bir yaşam değişikliğine verilen anlaşılabilir tepkiler olarak ortaya çıkar. 

Zor Duygulara Yer Açmak 

Tedavi sürecinde ailelerden güçlü ve sürekli olumlu olmaları beklenebilir. Oysa güçlü olmak, hiç üzülmemek ya da korkmamak anlamına gelmez. Bazen üzülmek, öfkelenmek, yorulmak veya bir süre hiçbir şey yapmak istememek bu sürecin doğal bir parçası olur. 

Tanı almış çocuklar da yaşlarına ve gelişimsel özelliklerine bağlı olarak benzer duygular yaşar. ‘Neden ben?’, ‘Ne zaman eskisi gibi olacağım?’ veya ‘Bedenim neden değişiyor?’ gibi sorular gündeme gelebilir. Bu duyguların hemen ortadan kaldırılması ya da her sorunun hemen cevaplanması mümkün olmaz. Bazen çocuğa verilebilecek en önemli mesaj, ‘Bunu hissetmen anlaşılır.’ diyebilmek olur. 

Duyguları kabul etmek, hastalığı kabullenmek veya mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmez. Aksine, yaşanan gerçeği fark edebilmek ve zor duygularla birlikte yaşamın içinde kalabilmek anlamına gelir. Ebeveynin “Çocuğum için korkuyorum.” diyebilmesi, bu korkunun varlığına rağmen çocuğunun yanında olmaya devam etmesini mümkün kılar. Burada amaç duyguları değiştirmek değil, kişinin bu duygularla nasıl bir ilişki kurduğuna alan açmak olur. 

Değerleri Hatırlamak 

Tedavi sürecinde birçok yaşam alanı değişir. Çocuk okula gidemeyebilir, arkadaşlarıyla eskisi kadar görüşemeyebilir veya sevdiği etkinlikleri yapamayabilir. Böyle zamanlarda ‘Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.’ düşüncesi ortaya çıkar. 

Bu noktada kişinin hayatında gerçekten önemli olan şeyleri hatırlaması yardımcı olur. Arkadaşlık, aile, öğrenmek veya yardım etmek gibi değerler hastalık nedeniyle tamamen ortadan kalkmak zorunda kalmaz. Yalnızca bunların yaşanma biçimi değişir.  

Örneğin arkadaşlarıyla dışarı çıkamayan bir çocuk onlara mesaj gönderebilir; okula gidemese de arkadaşlarıyla iletişim kurabilir. 

Ebeveyn için de iyi bir ebeveyn olmak her şeyi kontrol etmek anlamına gelmez. Bazen çocuğunu dinlemek, yanında oturmak, onunla oyun oynamak veya kendi ihtiyaçları için destek istemek de ebeveynlik değerleriyle uyumlu davranışlar olur. 

Bu bakış, yaşamın yalnızca ‘hastalık bittiğinde’ yeniden başlayacağı düşüncesine mesafelenmeyi sağlar. Tedavi süreciyle birlikte bazı hedeflerin biçimi değişse de kişinin önem verdiği şeylerle bağını sürdürmesi mümkün olur. Psikososyal müdahalelere ilişkin çalışmalar da ailelerin yaşanan değişimlere uyum sağlamasında psikolojik kaynakların önemini vurgular (Meyler et al., 2010). 

Küçük Adımlarla Yaşamaya Devam Etmek 

Tedavi sırasında hastaneler ve tetkikler etrafında şekillenen bir yaşam döngüsü oluşur. Böyle dönemlerde kişinin bütün enerjisini tedavi sürecine ayırması anlaşılır bir durum olur. Ancak yaşamın diğer alanları için küçük de olsa yer açmak, kişinin kendisini yalnızca ‘tanı almış çocuk’ veya ‘çocuğu tedavi gören ebeveyn’ rolünde görmemesine yardımcı olur. 

Bazen bu bir arkadaşına mesaj göndermek, birlikte film izlemek, sevilen bir müziği dinlemek veya yalnızca dinlenmeye izin vermek şeklinde gerçekleşebilir. Önemli olan büyük hedeflere ulaşmak değil, ‘Bugün benim için önemli olan ne ve buna uygun olarak küçük de olsa ne yapabilirim?’ sorusunu sorabilmektir. Bu küçük adımlar hastalığın ağırlığını ortadan kaldırmasa da kişinin yaşamla bağını sürdürmesine ve kontrol edebildiği alanları yeniden fark etmesine yardımcı olur. 

Şefkat Göstermek 

Bu süreçte hem çocukların hem de ebeveynlerin kendilerine karşı daha anlayışlı olmaları kıymet taşır. Kendine şefkat, yaşanan zorluğu küçümsemek veya her şeye olumlu bakmak anlamına gelmez. ‘Şu anda zor bir dönemden geçiyorum ve elimden geleni yapıyorum.’ diyebilmeyi sağlar. 

Bir ebeveynin kaygılı veya yorgun olması onu kötü bir ebeveyn yapmaz. Tedavi gören bir çocuğun ağlaması, öfkelenmesi veya bazen hiçbir şey yapmak istememesi de onun süreci yanlış yönettiği anlamına gelmez. Her bireyin bu deneyime verdiği tepki farklı olur. 

Bu nedenle çocukluk çağı kanserinde psikolojik destek yalnızca olumsuz duyguları azaltmaya odaklanmaz. Aynı zamanda çocuğun ve ailenin yaşanan değişimleri anlamlandırmasına, zor duygulara alan açmasına, kendilerine şefkatle yaklaşmasına ve değişen yaşam içinde önemli gördükleri şeylerle yeniden bağ kurmasına yardımcı olur. 

Kanser tanısı, çocuğun ve ailesinin hayatında önemli bir değişim yaratır. Bazı şeyler gerçekten kaybedilir veya eski biçimiyle sürdürülemez. Ancak değişen her şey anlamını kaybetmek zorunda değildir. Bazen önemli olan ‘Ne zaman eskisi gibi olacağız?’ sorusunun yanında, ‘Bugün bizim için önemli olan şeyleri nasıl yaşatabiliriz?’ sorusuna da yer açmak olur. Yaşanan kaybın ve zor duyguların varlığına izin verirken, yaşamın içinde anlamlı olan şeylere küçük adımlarla devam etmek hem çocuk hem de aile için önemli bir dayanak oluşturur. 

Özellikle 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü vesilesiyle hatırlamak gerekir ki; zorlu yollardan geçerken ebeveynlerin ve çocukların ruh sağlığına özen göstermek, bu yolculuğun en kıymetli ve en şefkatli adımlarından biridir. 

Kaynakça 

Jin, X., Li, H., Yao, W., & Wong, C. L. W. (2025). Acceptance and commitment therapy for parents of children with cancer: An RCT. Pediatrics, 156(4), e2025071134. https://doi.org/10.1542/peds.2025-071134 

Jin, X., Wong, C. L. W., Li, H., Chen, J., Chong, Y. Y., & Bai, Y. (2021). Acceptance and commitment therapy for psychological and behavioural changes among parents of children with chronic health conditions: A systematic review. Journal of Advanced Nursing, 77(7), 3020–3033. https://doi.org/10.1111/jan.14798 

Meyler, E., Guerin, S., Kiernan, G., & Breatnach, F. (2010). Review of family-based psychosocial interventions for childhood cancer. Journal of Pediatric Psychology, 35(10), 1116–1132. https://doi.org/10.1093/jpepsy/jsq032 

Pai, A. L. H., Greenley, R. N., Lewandowski, A., Drotar, D., Youngstrom, E., & Peterson, C. C. (2007). A meta-analytic review of the influence of pediatric cancer on parent and family functioning. Journal of Family Psychology, 21(3), 407–415. https://doi.org/10.1037/0893-3200.21.3.407